1 Mayıs 2011 Pazar

Şampiyonlar

İtalya'da Milan, Almanya'da ise Borussia Dortmund şampiyonluklarını ligleri bitmeden ilan ettiler. Göz önünde bulunan liglerin ilk şampiyonları belli oldu diyebiliriz. Genelde bu ünvanı Fransız ekibi Lyon'un almasına alışıktık fakat Lyon saltanatı artık son buldu. Fransa'da şampiyonluk son haftaya kadar gidecek gibi görünüyo ve bu sefer şampiyon Lyon olmayacak diyebiliriz.
Ülkemizde de şampiyonluk yarışı yurt dışında olmadığı kadar heyecanlı devam ediyor. Bitime 3 hafta kala Fenerbahçe ve Trabzonspor'un puanları eşit. İkili averaj sayesinde Fenerbahçe avantajı elinde bulunduryor ve liderlik koltuğunu sahibi. Yani Fenerbahçe eğer kalan 3 maçınıda kazanırsa, Trabzonspor için şampiyon olmanın bir yolu yok demek oluyor. Bu iki ekip ligdeki diğer takımların biraz üstünde görünüyor olsada son haftalar süprize gebe.
Ligde bu hafta belki de tarihinin en önemsiz Beşiktaş-Galatasaray maçı oynandı. Beşiktaş maçı 2-0 kazandı ve 3 puanı hanesine yazdırdı. Galatasaray ise bu maçtan alabileceği tek şey olan prestiji elde edememiş oldu. Önemsiz olduğu kadar sıkıcı bir maçta oldu. Arda ve Quaresma gibi önemli yıldızların kafalrında sezonun bitmiş olması ve kalan maçların sakatlıktan korunmak dışında bir anlamı olmaması bu maçı sıkıcı yaptı diyebiliriz. Bu maçla ilgili söylenebilecek en önemli şey sanırım Simao Sabrosa... Zekası ve tecrübesi ile hayran olunacak bir oyuncu. Böyle bir maçta dahi istikrarlı çizgisinin dışına çıkmadan, verimli ve şovdan uzak oynaması, özelliklede bu yaşta ve bu kariyerde biri için takdir edilmeden geçilmemesi gereken birşey.
Ligler bitmeye yaklaştıkça heyecan seviyesi artıyor. Tabi bazı taraflar için. Bazılıarı içinse beklenti veya hedefin kalmamış olması gelecek sezon için çalışmalara başlanmasına sebep oluyor. Ki aslında bu transfer haberleri ve görüşmeleride taraftarlarını heyecanlandırıyor. Futbolseverlerin son haftaları olduğu gibi, kalan 3 haftayı da zevk ve ilgi ile takip edeceklerinden eminim. Ligimizde şampiyon belirlemek için erken aslında ama şunu söylemek isterim ki Fenerbahçe'nin şampiyon olabilmesi için kalan 3 maçını da kazanması şart çünkü ligimizde Trabzonspor'u Fenerbahçe'den başka yenecek bit takım yok...

21 Nisan 2011 Perşembe

Yıldırım Demirören illede İspanya diyor

Beşiktaş kulübü başkanı Yıldırım Demirören futbolda başarısız geçen sezonun ardından gelecek senenin takımını oluşturmak için çalışmalara başladı. Herhalde ilk hedefi kadrosundaki Portekizlileri ve memnuniyetlerini muhafaza etmektir. Basında  yazılanlara göre Demirören ve kurmayları İspanyanın önemli kulüplerinden Atletico Madrid ile yakın ilişkiler kurmaya çalışıyor. Bu yazılanlar iddiadan öteye geçer mi bilinmez. Ama söylentilere göre Beşiktaş Kulübü Başkanı başta olmak üzere birçok Beşiktaş'lının hayalinin ortak noktası Uruguaylı golcü Diego Forlan. Atletico Madrid'de çıktığı 127 maçta 74 atmış, daha önce Villarreal'de olduğu gibi bu kulüptede gol kralı olmuş bir isim. 31 yaşındaki golcü dışında Demirören'in Atletico Madrid'den teknik direktör Quique Sanchez Flores ve İspanyol kanat oyuncusu Jose Antonio Reyes ile yakından ilgilendiği konuşuluyor.
Diego Forlan ilerlemiş yaşına rağmen hala transfer piyasasında 30 milyon avroları telafuz ettiren nadir isimlerden biri. Aslında yaşının ilerlemesi onun için handikap değil. Çünkü kariyerine bakarsanız yaşı ilerledikçe performansının arttığını ve futbol karakteristiğinin geliştiğini görürsünüz. Şuan için dünyanın en önemli golcülerinden biri desek kesinlikle yanlış olmaz. Çünkü Forlan'ın özelliklerine sahip ve bu kadar üst düzeyde fazla oyuncu görmedi dünya futbolu. İster rakip savunmanın arasında sabit, ister kanatlara ve geriye gelerek top alan oyun stilinde oynayabilen bir oyuncu Forlan. Bana göre onu bu kadar değerli kılan esas özelliği her iki ayağıylada, açı veya mesafeye aldırmaksızın, sert ve ustaca yaptığı gol vuruşları. Forlan şut çekmek istediği zaman çeken ve çoğunluğu gol olan bir futbolcu. rakibin engllemek için yapabileceği fazla birşey yok. Devamlı oyunun içinde olduğu ve çok hareketli oynadığı için markajı çok zor bir oyuncu. Zeka, teknik ve soğukkanlılık gibi özellikleri onda kusursuz şekilde var. Yani yaşlı gibi görünsede Forlan dünyadaki her takım için çok iyi bir transfer. Beşiktaş için ise, kusursuz...
Teknik direktör adayı Flores için ısrarlar pek mantıklı olmasa gerek. Şimdiye kadar büyük kulüplerimizin çoğu İspanyol oyuncu veya çalıştırıcılar getirdi ama hiçbiri başarılı olamadılar. Zaten Beşiktaşın da kötü tecrübeleri var İspanyollarla ilgili. Flores, Atletico ve Valencia'nın başında iyi dönemler geçirmiş olsada üst düzey bir hoca olmadığı belli. Ama başarısız denemez. Atletico Madrid'e kazandırdığı Avrupa Kupası Atletico taraftarlarının gözünde onun efsane olmasına yeter.
Jose Reyes ise ismi geçen oyunculardan bir diğeri. Sevilla, Arsenal, Real Madrid ve Benfica takımlarındada daha önce yer almıştı. Hep bir yıldız ve koz olmayı başarmış bir futbolcu. Bu açıdan Atletico onun için farklı bir duraktı. Maxi Rodriguez ve şuan Beşiktaşlı olan Simao ikilisinin arkasında yedek olmaktan kurtulamadı. Maxi Rodriguez'in Liverpool'a transferi sonrasında forma şansı bulan Reyes, Maxi'nin ayrılmasına tepkili olan taraftırın sinirliliğini, performansı ile memnuniyete çevirmeyi başardı. Ve Avrupa Kupası sahibi Atletico'nun en büyük kozu oldu. Solak olmasına rağmen sağ kanatta daha etkili oynayan İspanyol Yıldız, top tekniği ve driplingleri ile seyreden herkesi kendisine hayran bırakır. "Top ayağına yapışıyor" deyimi adeta Reyes için söylenmiş. Sağ çizgiden aldığı topu rakibin arasında slalom yaparak içeri taşıması, Reyes işi dedirten hareketelerdendir. Bu toplardan çoğu ya gol yada asistle sonuçlanır zaten. Sanırım Reyes gibi üstün yetenekte bir oyuncuya sahip olmak istemeyecek bir teknik direktör dünyada yoktur.
Bir Atletico Madrid sempatizanı olarak, Yıldırım Demirören ve Beşiktaş camiasının Atletico Madrid'e bu kadar yakın olmalarını çok akıllıca buluyorum. Simao transferi ile keşfettikleri bu madeni daha çok kullanacaklarmış gibi görünüyor. Zaten Atletico'nun herhangi bir mevkisinde oynayan bir oyuncu, teknik futbolu benimsemiş her teknik adamın ve her taraftırın rüyası veya hedefi olmalıdır. Forlan Beşiktaş'a çok şey katar, fakat Simao ve Quaresma gibi iki kanat oyuncusunun olduğu bir takıma Reyes transferi pek mantıklı değil. Flores için ise yazılanların söylentiden öteye geçmiyeceğini tahmin ediyorum, çünkü artık İspanyol yönetimlerden uzak duracağını düşünüyorum. İspanyol Türk futbolunun futbol stiline adapte olamadığı açık bir şekilde görüldü. Bize kendi futbol karakteristiğimiz olan tarzda hocalar lazım. Yani ne taktik nede teknik diyen ve futbolcuları hırs küpü yapan tarzda hocalar...

14 Nisan 2011 Perşembe

Mourinho'nun türk aşkı !!!!

Başlık biraz magazinsel oldu gibi ama bu başlığı birçok spor gazetesinde gördük. Öncelikle söyleyelim ki Mourinho'nun Türk bir sevgilisi yok. Varsada daha ortaya çıkmadı en azından. Bu başlığı gazetelerimize attıran haberin içeriği Mourinho'nun aşk dedikoduları değil, transfer dedikoduları. Mesut Özil transferi ve sonrasında Dünyanın en iyilerinden biri olan Kaka'yı keserek Mesut'a ilk onbirde yer vermesi ile bir anda Türk dostu olan Real Madrid hocası Jose Mourinho, Türk halkının ilgisinin artması içinmi bilinmez ama tekrar Alman patentli bir türk oyuncunun transferi için ısrarcı. Nuri Şahin....
16 yaşında iken dünya futboluna adını iyi bir şekilde duyurmuştu. Almanya'da yetişmiş olmasına rağmen Türk Milli Takımını seçmesi ve ilk maçında Almanya karşısında ilk golünü atması onu bizim gözdemiz yapmaya yetmişti. Orta sahada oyunu iki yönlü oynayabilen, oyunu çok iyi okuyabilen ve iyi yönlendiren, zekası kadar tekniğiyle de kendini göstermiş bir oyuncu. Mourinho'yu en çok cezbeden özelliklerinden birinin çok genç yaşta meşhur olmasına rağmen son derece mütevazı ve düzgün yaşamı ile kamuoyuna örnek oluşudur şüphesiz. Ama yinede Mourinho bu transferle hem Alman hemde Türk kamuoyunun ilgisini çekmeye çalışıyormuş gibi bir his oluştu halkımızda. Aslında Mourinho ısrar ediyorsa bunun sebebi orta sahaya verdiği şekilcilik halindeki önemdir. Porto, Chelsea, Inter gibi çalıştırdığı takımların hepsinde orta sahada hem oyunu çift yönlü oynayıp hemde hücuma olan katkısının yanında gol özelliğide yüksek olan oyuncular hep vardı ve kilit rol üstlenirlerdi. Maniche, Lampard ve Sneijder gibi. Hem yaşının genç olmasına rağmen orta sahada lider ruhlu futbol stili, hemde diğer örneklerle karşılaştırıldığında İspanyanın teknik futboluna daha yatkın olan bilekleri ve zekası ile Nuri Şahin sanırım Mourinho için, daha doğrusu Mourinho'nun kafasındaki orta saha modeli için biçilmiş kaftan.
Mourinho'nun bu kanıya bir anda varmadığı açık. Portekizli hocanın ilgisi dünyada birkaç kişinin gözünü açmış olacak ki, başta transfer canavarı Inter olmak üzere Avrupanın birçok büyük kulübünün Milli futbolcuyu yakın takibe aldığı söyleniyor. Özelliklerine bakarak Nuri için Milan'ında en az Real Madrid kadar ısrarcı olacağını söyleyebiliriz. Çünkü İtalyan kulübündede onun tipinde bir oyuncu eksikliği var, özellikle yaşı artık geçti diyebileceğimiz Pirlo'nun yerine oyuncu aramaya başladıkları bilinirken.
Transferin gözdesi Nuri hangi takıma seçecek, bekleyip göreceğiz. Seçimi ne olursa olsun Türk futbolu kazanacak. Benim merak ettiğim soru ise Nuri'nin Real Madrid gibi bir takımda oynaması, Milli Takımda Emreyi kesip formayı almasına yetecek mi? Yoksa her iki oyuncununda kullanılacağı yeni bir sistem arayışı içine mi girilecek? Türk futbolcularla ilgili çıkan transfer söylentilerine bakılırsa Milli Takımımızın geleceği oldukça parlak. Umarım Futbolcularımızı büyük kulüplerde daha fazla oynama imkanı bulacağız. Çünkü bunu hak eden çok fazla oyuncumuz var.

13 Nisan 2011 Çarşamba

El Clasico zamanı....

Her ne kadar rakiplerini farklı yenerek yarı finali garantilemiş olsalarda, İspanyolların iki devi artık resmen yarı finalde. Her ikiside 4 farklı gliniyetin ardından rakiplerini 1-0'lık skorlarla mağlup edip, yarı finalde karşılaşmaya hak kazandılar.
Artık dünyada çok fazla süper yıldız yetişmiyor tarzında sözleri son yıllarda sıkça duyuyoruz. Aslında bu söylemler bu sezon tavan yaptı. Çünkü "süper yıldız" sıfatını hakedecek sadece iki futbolcu var diyebiliriz ve hatta ben diyorum. Leonel Messi ve Cristiano Ronaldo.... Genç yaşlarda futbol dünyasında sağlam yer edinmiş, ve henüz yirmili yaşların başındayken "dünyanın en iyi oyuncusu" ünvanını haketmiş iki oyuncu. Son 2-3 yıldır süre gelen "Messi mi? Ronaldo mu?" tartışmları Real Madrid başkana Perez'i etkilemiş olacak ki, Messi'li Barcelona'ya karşı çözümü kulübün kasasında ne var ne yoksa Ronaldo transferi için harcamakta buldu. Sonuçta Manchester United zengin, Ronaldo da Real'li oldu. Artık "Messi mi? Ronaldo mu?" tartışmaları, "Real mi? Barça mı?" söylemlerinin yerini aldı ve 5-'lık hezimetten sonra Messi bir iki boy önde görünüyor. Hafta sonu yine bir Real-Barça kapışması yaşanacak. Bütün dünyanın gözü Bernabeu stadında olacak. Ama bu maçın heyecanını arttıran tek unsur "Messi mi? Ronaldo mu?" soruları değil. Peki ne? daha doğrusu neler?
Hafta sonu oynanacak "el clasico"dan sonra ikide şampiyonlar ligi maçında karşı karşıya gelecek bu iki dev takım. Yani 18 gün içinde bir lig, iki şampiyonlar ligi maçı olmak üzere; 3 el clasico seyretme şerefine erişeceğiz. Barça üstünlük sağlarsa Messi diyeceğiz, Real üstünlük sağlarsa Ronaldo. Ve böylece "Messi mi? Ronaldo mu?" sorusu cevabını buldu diyeceğiz. 3 hafta sonrada Casillas veya Puyol basın toplantısında medyaya veryansın ederek "Messi veya Ronaldo değil, Barça veya Real kazandı. Ve bu takımın kaptanı benim" diyecekler. İşin şakası bir yana, her ne kadar dünyada eşi var olmayan ve hatta hiç varolmamış iki oyuncu olsalarda, bu büyük maçları iki kişiye indirgemek enterasan. Her iki takımında her mevkisinde oynayan oyuncular rahatlıkla kendi mevkilerinde dünyanın en iyi oyuncularıdır denebilir. İki takımın rekabeti neredeyse 100 yıldır aynı heyecan ve hararetle, ilgisini kaybetmeden sürüyor. Ronaldinho ile başlayıp Messi ile devam eden Barça'nın dünyanın en iyi oyuncusu liderliğinde yakaladığı efsanevi başarılara karşılık, tarihinde alışık olmadığı bir şekilde sönük kalmaya başlayan Real Madrid çareyi kendi idolünü yaratamadığı için kendi idolünü satın almakta buldu. Saha dışında her yerde rakibinin üstünlüğünü ve saltanatını sarsmayı başardı. Ama hala malum soruyu "tabi ki Messi" diye yanıtlayanlar aksini iddia edenlerden oldukça fazla. Real Madrid'in önünde üç adet 90 dakikalık müthiş bir fırsat var. Ligde 3 puan, avrupada da final biletini kazanırlarsa cevabı Ronaldo veya Real olanların sayısı inanılmaz artacak. Ama tam tersi olursada herhalde Perez, başta Ronaldo olmak üzere tüm oyuncularını satıp ligde ikinciliği garantiliyecek bir kadro ile yola devam eder. Ve artık hiçbir takımda maçtan önce "Barcelona'yı yeneceğiz" diye beyanat vermez.
Biraz mantık matematiği yaparsak, Messi ve Ronaldo'yu önümüzdeki yaklaşık 10 sene seyredeceğiz ama Real Madrid ve Barcelona takımlarını ömrümüzün sonuna kadar izleyeceğiz. Bu geçici dönemi maçları iki efsanenin sırtına yükleyerek seyretmek oldukça zevkli aslında, ve oldukça anlaşılır. Ama ben her zaman bir yada iki furbolcuya bağlı kalınmasına karşıyım. En son 2008-09 şampiyonlar ligi finalinde Barcelona-Manchester Utd. maçında bu iki futbolcu ön plana çıkartılarak maça hazırlıklar yapılmıştı. Ama ikisininde kötü ve seyir zevki vermeyen beklentileri kaşılamayınca ortak yorum olarak "çok sıkıcı maçtı" yorumu seçilmişti. Çünkü bu ikili kötüydüler ama maçta mücadele oldukça iyiydi ve hücumda "yıldız" ı dışında alternatifleri olan Barcelona Samuel Eto'o şovla kazanmıştı.
Şu an Madrid'te Mourinho'ya, Barcelona'da ise Guardiola'ya olan güven tam. Fakat dünyanın geri kalan kısmında hiç kimse bu ikiliden birine dahi güvenmiyor. Aslında bu ikiliyi düşünmüyorlar bile. Çünkü dünyanın geri kalanı Ronaldcular ve Messiciler şeklinde ikiye ayrılıyor. Ve sadece tarikat lideri gibi gördükleri bu iki oyuncudan birine güveniyorlar. Casillas, Xavi, Ramos, Iniesta, Mesut, Alves kızgınmıdır bilemiyorum ama haksızlık olduğu açık. Sanırım bu iki takım daha önce 209 maç yaptı, ve bende en az 20'sini seyrettim diyebilirim. Bu maçlar Real-Barça maçlarıyken gayet güzeldi, Messi-Ronaldo maçına dönüştürülmeye pek luzüm yoktu aslında. Son olarak şunu söylemek isterimki gözlerimiz sahada 2 kişi 4 bacağı değilde bir futbol klasiğini, biraz daha klasik tabirle futbol resitalini izlesinler. Bu 3 maç sonucunda kim kazanır bilinmez ama emin olduğum tek şey herkesin kendi kendisine "Bir el clasico daha seyretmek için seneye kadar nasıl bekleyeceğim?" diye soracağıdır. Tabi eğer kramponları değilde, formaları seyredersek...

12 Nisan 2011 Salı

Avrupada Rövanş Heyecanları

12-14 Nisan tarihleri arasında Avrupa ligi ve Şampiyonlar liginde çeyrek final rövanş maçları oynanacak. Her ne kadar başlıkta "heyecan" yazıyorsada, ilk maçların hemen hemen hepsinin farklı bitmesi rövanşa pek heyecan bırakmadı.
12 Nisan Salı akşamı yani bu akşam Manchester Utd. - Chelsea (1-0) ve Shakhtar Donetsk - Barcelona (1-5) maçları oynanacak. Aslında ilk bakışta ingiliz derbisinin heyecanlı olacağı düşünülsede Chelsea'nin kötü formu taraftarlarına tur, futbolseverlere güzel futbol için pek ümit vermiyor. Manchester ekibi deplasmanda tek farkla yendiği rakibini, tekrar ama bu sefer daha farklı bir skorla ve sempatizanları için bir şov gecesi ile yenerek yarı finale gider. Diğer maçın sonucu ne olur bilinmez ama Barcelona yarı finalde diyebiliriz. Ukrayna ekibinin 4 farklı yenerek ispanyol devini elemesini sağlayacak bir mucizenin var olması bile ayrı bir büyük mucize gerektirir. Ama Shakhtar kazanacak gibi görünüyor. Her ne kadar skor 5-1 olsada Shakhtar iyi bir ekip ve Barcelona'nın yedeklerini yenebilecek seviyede. Zaten artık kazanabilecekleri tek şey Barcelona'yı yenmenin vereceği itibar.
13 Nisan Çarşamba akşamı ise Schalke - Inter (5-2) ve Tottenham - Real Madrid (0-4) maçları var. Parantezin içindeki skorlara bakıp bilmeyenler yanlış yazıldığını düşünebilir ama Schalke gerçektende italyanların en büyük kozu Inter'i 5-2 gibi farklı bir skorla mağlup etti, hemde italyada, San Siro'da. Yani Inter'in geçen sezon tüm maçlarını kazandığı statta. Bir sezonda bu kadar büyük bir değişimin nedeni ister Mourinho deyin, ister artık Inter'in vadesi doldu deyin. Ama görünen o ki İtalyan futbol federasyonun müdahalesi ile Juventus'un Serie B'ye düşmesi ve Milan başta olmak üzere bazı ekiplerin puanlarının silenmesi ile başlayan Inter saltanatı artık son buldu ve Inter eski bol paralı, aşırı transferli ama başarısız sezonlara geri dönüşü başladı. Inter taraftarları ufuktaki üzüntü ve stres dolu günlere kendilerini hazırlamaya başlamışlardır bile. Ama yarınki Schalke maçı oldukça enteresan bir görünümde. İlk maçta şanstan fazlasına sahip olan Alman ekibi kendilerini dahi şaşırtan 5-2 lik galibiyetle bayramı yaşadılar. Kendileri adınada çok parlak olmayan bir sezonda Inter'e hezimet yaşatmak ve Devler liginde yarı finale kalmak onlar için en büyük bayram olsa gerek. Maça baktığımızda Schalke skoru korumak isteyecek, Inter ise bastıracaktır. Inter yenecek gibi görünüyor ama ben daha büyük bir sansasyon bekliyorum ve Inter'in yarı finali görmesi süpriz olmamalı diyorum. Diğer maçta ise Real Madrid karşısına adeta seyirci olarak çıkan Tottenham, bu maçı kazanmaya yakın. Fakat ilk maçta futbol oynamadıkları için çok pişman olacaklardır. Birde Peter Crouch'ın uzun yıllar taraftarın küfür etmesine yol açacak olan kırmızı kart pozisyonunu hatırlayacaklar.

14 Nisan Perşembe günü oynanacak olan Avrupa liginde de görüntü farklı değil. Benfica 4-1'in rövanşında Psv'ye konuk olacak ve büyük ihtimalle kaybedip yarı finale çıkacak. Benzer maçta Twente kendi sahasında Villarreal'i yenerek 5-1 kaybettikleri ilk maç sonrasında galibiyetle "düşler sahnesine" veda edecektir. Aynı sahne Moskova'da da yaşanacaktır ama senaryo biraz farklı olarak. Falcao şov sonrası Dragao çimlerinden kalkmakta zorlanan Spartak Moskova, kendi sahasındada Porto'yu yenecek güçte değil. Porto kazanmaz dense bile Spartak galibiyeti mümkün değil. Beraberlik ihtimali öne çıkıyor. Birde Uefa Avrupa Liginde Braga - Dinamo Kiev maçı oynanacak. İlk maçta beraberlikle şaşırtan Braga, Liverpool'dan sonra Kiev'i de eleyerek tarih yazmaya devam etmek istiyor. Rakibinde etiketi benzer aslında, Manchester City'yi eleyerek çeyrek finale gelen Dinamo Kiev, soğuk kanlı futbolunu Portekiz'de de gösterir ve turu geçer. Kiev bu sefer kazanacaktır.